Tanrı ve Kötülük

“Gerçekten biz bundan önce ona yalvarıyorduk. Şüphesiz O iyilik edendir, çok merhametlidir.” Tur Suresi : 28
“İyi olan tek biri var, O da Tanrı’dır.”
Markos 10:18
Her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve sonsuz iyilik sahibi olan Tanrı tanımı ve yer yüzünde gördüğümüz kötülük, eski Yunan filozoflarından bugüne kadar tartışılan bir problem olmuştur. Tanrı’nın iyiliği ve yer yüzünde kötülüğün mantıksal olarak uyumsuzluğu şu şekilde formüle edilir :
1- Tanrı vardır
2- Tanrı her şeyi bilir, her şeye gücü yeter ve mükemmel derecede iyidir.
3- Mükemmel iyi bir varlık tüm kötülükleri önlemek ister.
4- Her şeyi bilen bir varlık tüm kötülüklerin nasıl ortaya çıkacağını bilir.
5- Tüm kötülüklerin nasıl ortaya çıkacağını bilen ve her şeye gücü yeten bir varlık, kötülükleri engelleme yetisine sahiptir.
6- Tüm kötülüklerin nasıl ortaya çıkacağını bilen, ve kötülükleri engelleyebilecek güce sahip olan bir varlık, eğer gerçekten isterse tüm kötülükleri engelleyebilir.
7- Her şeyi bilen, her şeye gücü yeten ve mükemmel bir varlık gerçek ise, o zaman hiç bir kötülük yoktur.
8- Kötülük vardır (mantıksal çelişki).
Madde madde değil, tek cümle halinde okumayı sevenler için özet geçelim:
Eğer gerçekten de Dinlerin anlattığı türde, yani her şeyi bilen, her şeye gücü yeten ve sonsuz merhamet ve iyilik sahibi bir tanrı var ise, o halde evrende hiç kötülük olmaması gereklidir. Evrende bol miktarda kötülük ve acı olduğunu biliyoruz, o halde ya tanrı yoktur, veya olan tanrı dinlerin tanımına uymamaktadır ve mükemmel derece iyi değildir.
Elbette, teist düşünce bu düşünceye çeşitli cevaplar getirmiştir. Bazıları alttadır. Teker teker ele alalım.
1- Özgür irade.
Tanrı, insanları özgür iradeye sahip olarak yaratmıştır. Özgür irade vermesinin bir sonucu da özgür iradeli insanların adaletsiz ve kötü olabileceklerini kabul etmektir. Eğer özgür irademiz olmasaydı birer robottan farkımız kalmazdı.
Bu savunma, sadece insanlardan kaynaklanan kötülükleri cevaplamaktadır. Eğer herhangi bir hastalığın veya doğal afetin olmadığı bir dünyada yaşıyor olsa idik ve gerçekten de dünyadaki acının yegane kaynağı insan olsa idi, bu durumda kötülüğün, çok daha önemli bir şey olan özgür iradenin ayrılamaz bir parçası olduğunu düşünebilirdik. Ancak dünyamız, tamamen doğal sebeplere dayalı acıların da yaşandığı bir dünya. Doğal afetlerde bir anda binlerce kişi ölebiliyor. Salgın hastalıklar milyonlarca kişiyi kısa bir sürede öldürebiliyor. İnsanlar doğuştan kusurlarla veya hastalıklarla doğabiliyorlar. Özgür irade tüm bu olan bitenle ilgisiz bir durumdur. İnsanların tamamı, özgür iradeleriyle “iyi” olmaya karar verseler bile, dünyada yine acı olacaktır.
Teist düşünceye göre, cennette hiç kötülük yoktur. Peki cennette bulunan ruhlar, birer robot mudur? İnsanlar kısa bir süreliğine çok değerli bir özellik olan “özgür irade”ye sahip oluyorlar da, öldükten sonra cennette gittiklerinde bunu kayıp mı ediyorlar?
2- Günah.
Dünya, günah işleyen insanlar yüzünden mükemmelliğini yitirmiştir ve hastalık, doğal afet gibi şeyler meydana gelmektedir.
Bu savunma bildiğimiz “7.4 yetmedi mi” savunmasıdır. Kurbanı suçlamaktır. Kaldı ki, dünyadaki doğal afetlerin insanlığın günahları olduğunu varsaysak bile bu durum, hiç günah işlememiş bebeklerin durumunu, ya da hayvanların durumunu açıklamamaktadır. Bebekler ve hayvanlar da mı günah işlemektedir? “Kurunun yanında yaş da yanar” denirse bu da Tanrı’nın adaletine kuşku getirir.
3- Ahiret.
Dünya’daki tüm kötülüklerin ve acıların adaleti ahirette sağlanacaktır.
Acıların adaletinin sağlanması, acıların çekilmiş olmasını açıklamamaktadır. Size eğer “hemen yakalanıp cezalandırılacağını bilseniz, birisinin sizin çocuğunuzu öldürmesine izin verir misiniz?” diye soracak olsam nasıl bir cevap verirdiniz? “Evet adalet yerini bulduğu sürece çocuğum gitmiş problem yok” diye mi yoksa “beni sonra gelen adalet değil, çocuğumu kaybetmemek ilgilendiriyor” diye mi? Ben çocuğumun hayatta kalmasını isterdim. Bu da en başta formüle ettiğimiz “kötülükleri önceden bilip engelleyebilecek varlık” kriteriyle örtüşüyor. “Kötülükler olup bittikten sonra adaleti sağlayacak olan varlık” olsa olsa polis ve hukuk sistemi olabilir. Her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten mükemmel iyi bir varlık değil.
4- Kısıtlı bilgimiz ve anlayışımız.
Bizler kısıtlı anlayışımız ve bilgimiz sebebiyle bugün gördüğümüz ve kötü olarak algıladığımız şeylerin aslında daha yüce bir amaca hizmet eden ve daha büyük bir iyiliğe yol açacak olan şeyler olduğunu göremiyor olabiliriz.
Aslında makul bir argüman gibi görünüyor. Peki şöyle bir örnek verelim.
Bir adamın küçük bir çocuğa işkence yaptığını gördünüz. O adamın kötü olduğuna hemen kanaat getiririz. Peki bu adamın çok bilgili, akıllı ve ileri görüşlü olduğunu ve ileride Hitler’e dönüşecek olan 3 yaşındaki bir çocuğa işkence ederek yavaşça öldürdüğünü öğrendiniz diyelim. Yine de adamın kötü olduğunu düşünür müsünüz, yoksa onun bir “iyilik” yaptığını mı söylersiniz?
Muhtemelen adamın hala kötü olduğunu düşünürsünüz. Bunun sebebi de kötülüğü engelleme yöntemidir. 3 yaşında bir çocuğa işkence yapmaya kıyasla, küçük Adolf’un Hitler’e dönüşmesinin önüne geçebilecek daha insanca ve iyiliğe dayanan yüzlerce yöntem vardır. Tanrı, eğer varsa, insanlığa ve diğer canlılara yüz milyonlarca senedir yaşattığı acılar sebebiyle bebek Adolf’e işkence eden bilge ve akıllı kişi gibidir. Gücü dahilinde kötülüğü engelleyebilecek başka yollar varken o bunu yapmayı seçmemektedir.
Bu argüman aynı zamanda (sonsuz iyi) Tanrı’nın gücüne limit koymaktadır. Tanrı’nın “daha büyük iyiliği” acı çektirmeden meydana getiremeyeceği mesajını vermektedir. Yani daha büyük bir iyilik için bir parça kötülüğe izin veren bir tanrı eğer sonsuz iyi ise, bu durumda sonsuz güce sahip değildir.
5- Bu dünya bir sınav yeridir.
Bu doğru olabilir, bir tür “sadakat” testinden geçiyor olabiliriz. Peki doğuştan gelen bir hastalık yüzünden daha memeden kesilmeden (doğal afet ya da hastalıktan) ölen bir bebeğin “sadakati”nden nasıl söz edebiliriz? Bu bebeğin sadakatini sınamak ne kadar mantıklıdır? Burada sınanan şey anne babanın sadakatidir diyebilirsiniz. Ancak bu yine de hayatını ve yaşama hakkını kaybeden bebeğin belki de acılı ölümünü açıklamamaktadır.
Bu argüman yine Tanrı’nın gücünü sınırlandırmaktadır zira Tanrı’nın acı çektirmeden sadakati test etme yöntemlerini bilmediğini söylemektedir.
6- Dünyada yaşanan acılar ahiretin sonsuz hayatına kıyasla devede pire gibidir.
Hayatının tamamını bolluk mutluluk ve sağlık içinde geçireceği garanti edilse, sevdiğiniz birisine, çocuğunuza, ya da herhangi bir çocuğa bir saat boyunca işkence edebilir misiniz? Acının süresi veya yoğunluğu burada önemli değildir. Acının sadece varlığı bile “yarattıklarını seven” bir tanrının varlığıyla çelişmektedir.
Bir karşı argüman “diş hekimi” örneğidir.
Çocuğunuzu diş doktoruna götürdüğünüzde biraz acı çekmesine izin veriyorsunuz çünkü bu tedavi her ne kadar acılı olsa da uzun vadede sonuçlarının daha iyi olacağının farkındasınız. Dünyadaki acı da bunun gibidir.
Güzel bir karşı argüman, ancak bir problem var. İnsanlık henüz 100% ağrısız diş tedavisini keşfetmiş değil. Eğer size “ağrılı” ve “ağrısız” diye iki seçenek verilse idi, hala çocuğunuzu ağrılı tedaviye sokar mıydınız? Bu argüman da Tanrı’nın acı vermeden “diş tedavisi” yapamayacağını var saydığı için tanrı tanımıyla çelişmektedir.
7- Acı bizi olgunlaştırır.
Bu argüman da acı ve kötülük haricinde Tanrı’nın insanları olgunlaştırabilecek bir yöntem düşünemediğini söylemektedir.
Ayrıca doğuştan gelen bir hastalık sebebiyle bir kaç hafta yaşayan ve acı çeken bir bebeğin nasıl bir “olgunlaşma”sından bahsedebiliriz ki?
8- Acı ve kötülük olmadan, iyiliği anlayıp takdir edemezdik.
Düz bir çizgiyi anlayabilmek için, yamuk yumuk bir çizgiyi görebilmiş olmanız gerekir. Her şeyin zıttı vardır.
Bu argüman da Tanrı’nın kötülüğü kullanmadan insanların iyiliği takdir etmesini sağlayamadığını söylüyor. Elbette Tanrı’nın gücü her şeye yetiyorsa o halde onun yarattığı insanların iyiliği kötülüğe ihtiyaçları olmadan takdir edebilmesi gerekirdi. Yamuk çizgiyi hiç görmeden de düz çizgiyi anlayabilmesi gerekirdi.
9- Tanrı bu evreni yaratmıştır ve içindeki her şeyin sahibi odur.
İstediğini yapmakta özgürdür ve ne yaparsa yapsın bu onu ahlaken “kötü” yapmaz. Zira onu bağlayan bir ahlak kuralı yoktur.
Bu argüman iki açıdan problemli.
İlki dinlerin Tanrı’yı “iyi” olarak tanımlamış olması. İnsanlara “gönderilmiş” bir kitapta “iyi” olarak tanımlanan bir tanrının insanların “iyi” anlayışına göre olması gerekir. Aynı şekilde Tanrı’nın “adaletli” olduğu da yazar kutsal kitaplarda, ve bu adil tanrının insan anlayışına göre adil olduğu kabul edilir. Suçlulara cezasını, iyilere mükafatını vermesi beklenir. Hiç bir durumda Tanrı’nın bizimkinden farklı bir iyilik ya da adalet anlayışı olduğundan söz edilmez. Özetle Tanrı’nın “iyi”liğini farklı algılamamız için herhangi bir sebep yok. Yarattığı şeylere keyfi olarak, herhangi bir kurala bağlı olmadığı için acı çektiren bir Tanrı da bizim anladığımız “iyi” kavramıyla uyuşmamaktadır.
Diğer problem, savunmanın Tanrı’nın yarattığı şeylere istediğini yapabilme yetisi ve yapma hakkını karıştırmasıdır.
İnsanoğlu, kendi yarattığı bir şeyi yok etme hakkına sahiptir. Ama acaba insan canlı, iradesi olan bir varlık yaratsa idi, onu kafasına göre öldürme hakkına sahip olur muydu? Diğer bir deyişle bir varlığı öldürme hakkı onu yaratmış olmakla mı tanımlanabilir? Peki öldürme hakkı olsaydı bile, insan vicdanı buna izin verir miydi?
Olaya şu açıdan bakalım. İnsanlar çok küçükken ve henüz empati duyguları oluşmamışken küçük canlılara işkence edebilirler. Sinekleri kibrit kutusuna koyup yakan ya da kanatlarını koparıp yarıştıran çocuklar vardır. Ancak çocuklar empati hisleri geliştikten sonra yaptıkları bu şeyin o canlıyı nasıl hissettirdiğini görerek genellikle böyle davranmaktan vaz geçerler. İradesi olan bir varlık yaratan insanın durumu da böyledir. O varlığı yaratmış olsa ve üstünde her türlü hakka sahip olsa da, empati kurabilmesi insanların büyük bölümünün o canlıya işkence etmesine engel olacaktır. Tanrı, insanların nasıl hissettiklerini bile bile (her şeyi bilendir zira) acıya sebep olmaya devam ediyorsa, o tanrının “iyi”liğinden bahsedebilir miyiz?
Tüm bu savunmalar ve bunların cevaplarına bakarak benim görebildiğim sonuç şu şekilde :
1- Tanrı var, ama mükemmel derecede iyi değil, en azıdan bir parça kötü. Ya da belki hiç umursamıyor. Bu da dinlerin tanımladığı Tanrı’yla örtüşen bir varlık değil.
2- Tanrı var, mükemmel derecede iyi, ancak gücü tüm kötülükleri engellemeye yetmiyor, ya da yetmediği için hiç müdahale etmiyor. Yine dinlerin tanımladığı Tanrı’yla örtüşen bir varlık değil.
3- Tanrı yok, insanlar birbirlerine kötü davranabiliyorlar ve doğal afetler ve hastalıklar hiç bir amaç taşımadan yakınlarda bulunan insanlara acı verebiliyor.
Elbette başka savunmalar mevcut, ama genel olarak savunmaları özetleyen maddeler üstteki gibi. Dünyadaki kötülük, Teist tanrı argümanı için büyük bir problem olmayı sürdürmektedir.

Şüpheci Melek

Enigma..

Enigma….

“Bura Parij deyil Azərbaycandı

Burdakı əsgərlər çox mehribandı

10 günlük məzuniyyət 30 şirvandı

Şirvansız əsgərə yazığım gəlir

Səhər saat 6-da padyom verəndə

Belinə afseriski kəmər giyəndə

Bax onda əsgərə yazığım gəlir…. Teymurdan” – tapdığı qara üzlü dəftərin arxasında oxuduğu bu yazıdan heçnə anlamayıb dəftərin ilk səhifəsini açdı-

“..Hamımızın həyatında qaraladığı gündəliklər  ya da xatirə dəftərləri vardır.Kimiləri hər yerə özüylə gəzdirər , kimiləri unudub buraxar ,kimiləriysə yastığının altında gizlədər  o qara üzlü dəftərini.Özümüzdən belə gizlətdiyimiz sirlər olar bu dəftərlərdə .Kədərlərimiz, sevinclərimiz, ümidlərimiz..Hər səhifəsində ayrı bir həyat,ilk eşqimiz , ilk böyük yalanımız, ilk çekdiyimiz siqaret , ilk qorxumuz , ilk öpüşümüz , eve gecikəndə atamızın vurduğu ilk şillə..Hamıda olmasa belə bir çoxumuzun yaşadığı anlardır bunlar..Bəzən yazmaqdan sıxılar açar geriləri oxuyarıq bəzənsə “görəsən 3 il sonra necə olacam” kimi qeydlər yazarıq dəftərin sağına , soluna..səhifələri çevirdikcə o səhifələrin  yazıldığı günə dönərik.Bəzi səhifələrdəysə qurumuş göz yaşı,keçmişimizdən ən acı xatirələrlə..  Ən qiymətli fikirlərimiz nələr idi, Ən sıx yaşadığınız hisslərimiz nələr idi, Ən əhəmiyyətli hərəkətlərimiz nələr idi? Yazardıq…Biraz da çalışardıq ədəbi olsun..Qurduğumuz cümlələrlə öyünərdik”   - Bu sətrləri də oxuyub dəftəri bir neçə səhifə vərəqlədi.. Bu yazı əvvəlkindən   bir neçə ay sonraya aid idi,mürəkkəbin izləri səhifələrin tərs tərəfinə hopmuşdu, yazı güclə oxunurdu,maraq bürüdü və oxumağa başladı –

İspan olardım- Amerikalıları qılıncdan keçirməklə öyünərdim ,sahillərimin alman, ingilis və ərəblər tərəfindən işğalını görməməzdən gələrdim, küçələrimdə öküzlər gəzərdi ,qadınlara təsir etməkçün dar şalvarlar geyinərdim.

Amerikalı qırmızıdərililərdən olardım – onlar kimi at oğrusu ,quldur dəstə başçısı, qiyamçı olardım, terorist olardım ölkəm hər zaman döyüşlərdən qalib qayıdardı, rembo yada terminator da ola bilərdim.

İngilis olardım – isti pivə içərdim, həftədə bir dəfə duş qəbul edərdim, maraq dolu turist ya tacir vəya müstəmləkəçi, keçmişimlə yaşayaraq hələ də imperator olduğumu düşünərdim, yada Prens Charlesin yolunu gözləyərdim.

Avustralyalı olardım – bütün ölkələrdən uzaqda, babamın tanınmış cani olmasıyla öyünərdim , bu dəfə soyuq pivə içərdim,içərdim yenə içərdim..

Alman olardım – türkləri nökər edərdim,darıxanda başqa millətləri də darıxdırardım, tariximi gizlədərdim ,çox sıxışanda günahkaram deyərdim..

Fransız olardım – itaətli olardım, ilbiz ya da qurbağa yeyərdim, danışığımdan qadınlar huşunu itirərdi, çirkin olsamda film ulduzu olardım.

Hindli olardım – sabahdan axşama qədər meditasiya, ətrafımda inəklər, kamasutra, evimin içində meymunlar olardı..

Afrikalı olardım – bütün yardım kampaniyaları mənimçün olardı, qohumlarım ya basketbolçu ya repçi ya da bəlkə bir gün oyuncaq prezident olardı.

Yapon olardım – dövləti idarə edənlərin kreslosundan qalxmasıyçün ölməsini gözləməzdim.

Erməni olardım – ki göyçə mahalında yaşayım yada zəbt etdiyim Şuşada.

İtalyan olardım – bilərdim ki, yaraşığım var ya da day-dayım.

Yəhudi olardım – kimisi kimi dilənçi sələmçi yada banker..

Çinli olardım,yox olmazdım.

Bəlkədə mexikalı bir kovboy olardım,yada Tolstoy olardım..Ama sonda onun etdiyi kimi müsəlman olmazdım..Ya da qanun olardım,yox ya da olmazdım.Picasso, Bethoven, Aristo , Da vinci ,ya da İsgəndər olardım ama olmadım. Niyə bilmirəm , bəlkə tanrı onları daha çox sevib, ya da tam tərsi mənə yazığı gəlib. Tərk edilmiş bir evin krantından axan bir damla su da ola bilərdim çiçəklərin dirilik suyu bir parça polen də ola bilərdim ama olmadım. Zəhər olub damarlara axmaq necə??..Apaçi olardım qaraçı , barbar , bəlkə də bir dilənçi olardım.. Qürurlu bir dilənçi.. Hər nə qədər doğrudursa bu təzad.. Partizan olardım döyüşlərdə bəlkə vasililərə bir köməyim dəyərdi.. Ya da bəlkə Argentina steplərində gecə gündüz işləyən əkinçi olardım , nökər,xidmətçi ,çavuş, zabit,ya da nizamlı bir ordu olardım.

Apollon olardım – musiqinin , incəsənətin şeirlərin tanrısı ,Zeusun oğlu Artemisin qardaşı olardım.Gümüşdən yayım olardı,heç vaxt yalan danışmazdım,xəstələrin ümidi Apollon olardım.Honos olardım – bilərdim ki, qürür , ədalət və cəngavərlik tanrısıyam ,mizrağım olardı,,, Janus olardım – başlanğıc və sonun hakimi..Liberalites kimi cömərd, Poseidon kimi hiddətli olardım üç dişli yabam olardı, dənizlərin hakimi olardım ,Afrodit olardım göyərçinim olardı mənə sadiq , eşq tanrısı olardım,Ares olardım əzərdim döyüşlərdə haqsızları öz mizrağımla ,Atena olardım güclü məntiqim olardı qorxudardım şimşəklə düşmanlarımı, ya da elə Zeus olardım mütləq hakimiyyətin sahibi,tanrıların tanrısı.Anam hər gün  təkrarlayır- qonşunun oğlu gülməmməd qədər də olmadın-,bəxtəvər başıma.

Olmadım türk oldum hər sabah vətəni milləti qurtarmaq üzrə yeni bir senaryoyla oyanıb bu günün işini sabaha buraxanlardan oldum,musiqi dinlərkən eşitdiyim hər hansısa kədərli bir mahnıyla həyata küsən,arxasınca gələn sonraki mahnıdaysa qalxıb şappur şupur oynayanlardan oldum..Bütün dünyanın xaos deyə bağırdığı günlərdə mən gülüb oynayanlardan oldum..Qonşuma baxıb onda var məndə yox deyənlərdən, içini yeyənlərdən oldum,qeyrəti əllərə verib kişiyəm deyə gəzənlərdən oldum,nə yazdığını bilməyənlərdən oldum ele bu qeydlər kimi, sağ qulaqdan alıb soldan verənlərdən oldum, pir-ocaq qapılarında donunun ətəyini cırıb ağaclara bağlayanlardan oldum,həyatını ataların zarafatıyla korlayanlardan oldum..”- Cümlələr hər dəqiqə onun sinirlərini oyadırdı qatı milliyətçiydi və millətinin belə alçaldılmasına dözə bilmirdi, amma anlamırdıkı yazını yazan  digər millətləri dəstəkləmir nə də millətlərlə bir davası yoxdu sadəcə nə ola bilərdi ama nə olduğunu yazıb,o xarabalıqdan tapdığı bu dəftərin kimə aid ola biləcəyni ya da bura necə gəldiyini fikirləşirdi.Bunu yazan indi həyatdadı ya yox öz ağlında götür qoy edirdi,dəftərin cox səhifəsi cırılmış , əzilmişdi üz qapağında Enigmam yazısı güclə oxunulurdu səhifələri daha da irəli çevirdi - “Nifrət etdiyimiz işlərdə işləyib lazımsız şeylər alırıq,bizlər tarixin ortancıl övladlarıyıq.Məqsədimiz ya da yerimiz yoxdur,bizim savaşımız ruhani bir savaşdır,televizor qarşısında böyüdülərək milyoner film ulduzu ya da rock ulduzu olacağımıza inandıq,amma olmadıq və bu səbəbdən çox hirsliyik..!!” – sözlər hansısa filmdən tanış gəlirdi görünür qeyd üçün yazılmışdı səhifənin sonunda Sabirin şeirinden bir parça yazılmışdı

Çıxdı günəş doldu cahan nur ilə,

Cütçü sürür tarlada çüt şur ilə,

Atlar öküzlər kotana güc vurur,

Gah yeriyir , gah yıxılır , gah durur.” – altınada balaca həriflərlə-heç cütçü də ola bilmədim” – sözləri yazılmışı.Artıq səhifələri daha tez tez çevirməyə başlamışdı və hər səhifədə gözünə qısa qısa sözlər cümlələr ilişirdi – “hurt agony pain, love it.”,“Simurg”,“İlyada”  “Həyatdan istefa edirəm”, “ Mən tanrıya qiptə edirəm,millətdə mənə”,“İnsanlar kalleşdir”,“Mənim Tanrım Sərxoş”, “Hər kəs özünü axtarır,mənsə özümü qururram,sıfırdan.”, “Safonun lənəti”,“ Beynimlə ürəyimin savaşı”,“biraz seratonin cox az”, “Не верь, Не бойся, Не проси !!!”,“nullibizm” ,“kleo” – hər səhfədə hər vərəqdə yarımçıq mütəlif dillərdə yazılar, sloqanlar, qeydlər.. “Zaman her şeyi deyiştiriyor tıpkı kendini yenilediği gibi,ama bizim ondan farkımız o her seferinde aynı rakamların etrafında dönüp dururken biz her seferinde yeni bir düşünceye kapılıp gideriz ve eskiye sadık kalmayız bu bizim sadakatlığımızımı yoksa doğruya sadık kalmamızımı gösterir bilemeyiz bildiyimiz tek şey yaptığımızın doğru olduğu ve tabi kendimize göre..”

Oxudu oxudu oxudu sonra saatına baxdı çox gec olmuşdu getməliydi cibindən mavi qələmini çıxarıb dəftərin alt tərəfinə bir cümlə yazdı -“əgər həyatdasansa ,məqsədsiz gələcəyə doğru addım addım ilərləyən narsist,o biri tərəfdəsənsədə cəhənnəm qapısının nökəri  olmusan yəqin..(arzuna çatdın təbriklər)” – Sonra tapdığı bu qara dəftəri elə aid olduğu bu xarabaxanaya tullayıb gecənin qaranlığında yox olub getdi…

Belə…

P.S – Sərxoşun qeydləri..(əsərdən parçalar)

Xancan Kərimov  2009-08-15

Previous Older Entries

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.